monochrome

16/11/2006 - hayat gene aptal yerine koydun beni

kedi korosu uyandırdı beni

sen işte öylesine bir gün dahasın

aslında dahasısın da

ben unutuyorum bunu

ekmek almaya git bakkala

çirkin yüzlü bir amcanın

çok tatlı gülümsemesi

hoşgeldin bir de

bu kadarına alışık değilim bakkal amca

pastırma hep vatandaşın elini yakan bir ürün olmuştur

enflasyon sepetine dahil miydi hem

işin yok düşün

ondan pastırma sıcakları derler diye uydur

dahisin ama daha iyi olabilirsin telkiniyle çık

evet güne saçmalayarak başladın volkan

git otur yemeğini ye

ne zamandır tadı tuzu yok kahvaltılarımın

mecburiyetten yiyorum işte

ama bugün güzel be

güzel geçeceksin değil mi bugün gün

tamam kabul ettim 24 saatsin

adın da perşembe

bir haber yakından

yakınmalı bir sesle

bir arkadaşın kafesi yansın desin

hoppala

ne güzeldi orası

olsun mottomuz cana değil mala gelsin

hem bugünün hiç bir suçu yok

bak ne kadar güzel

insanlar şen şakrak

hem boşsun bugün de

zamanı ara ki bulasın

zira o sıcak huzurlu bir evin saatini arar

bir saatin camı parlatılmalıdır ona göre

şu kediler de rahat rahat kahvaltı yaptırmazlar ki

sanki balı versem yiyeceksiniz

hergün iki izmit kadar yürüyorum

sonunda bir bursa kaç izmit eder bulacağım

radyoları oldum olası sevmedim

hiç sevdiğim şarkılar yok

popüler şeylerden vazgeçemeyiz diyorlar

sonra haberler ve acı hep popüler

uzaktan bir haber

sekiz nokta bir hani kocaman bir sayı

deprem olmuş japonyada

türkiyeyi etkilermiymiş diye üşüşsünler hemen

japonyada ölen var mı diye soran yok

ha tabi doğru orda kimse ölmüyor

ama burada olsa öyle bir deprem

onlar şöyle sorarlardı

yaşayan var mı artık türkiyede

şu kediler neden mamalarını yemiyorlar

aman ben çıkıyorum

bir habere daha katlanamam

bugün güzel olacak

zor kullanacağım sana karşı gün

bir yerlerde kötü bir şey olduğu zamanlarda

haberini almasakta

bu kötü şeylerin olmadığı gerçeğini değiştirmese de

nasıl olsa ben haber alsam da almasam da

ne yapıyorum ki

yürü be çocuk

şu yetişkinler çocuklar kadar

büyük olsaydı

büyüyemezlerdi koşturmaktan

dans etmeli şimdi

dans etsenize büyük çocuklar

bir mahalle müzikaline ne dersiniz

ölümü umursamayacaksanız

bunu dansla yapın

dans ölümden öc almanın güzel bir yolu

aynalar yaşlı göstermeseydi

yaşlı göstermezdi kimse

ne güzel bir cam göbeği hava

dağlar beyaz lav püskürmüş

aynı yoldan ikinciye geçmemeye yeminli arabalar

onlardan bir tanesi

karşıdan karşıya geçmeye çalışan canım köpeği ezer

sürüklenir zaman

kıvılcım çıkar saatlerden

araba sürücüsü iner

muhtemelen şoktadır o da yazık

yoo hiçte öyle değil

iner inmez arabasına bakar

yuh artık

sürücü alma bu güzel günü olur mu

köpeğe doğru yürür nihayet

işte belki de tedavi etmeye götürecektir ölmemişse

yoo değil değil

ilişmeden dahi yanına

yerden arabasından kopan parçaları toplar

içimdeki hız tümseklerini yükseltiyorum

ama yine de çarpıyorum size bay sürücü

aklından geçenler sadece

çıplak

ama yine de utançsız

bunlar mıydı sahi

yaşama bu kadar uzak mısın gerçekten

bir ölüme

sebebiyet verdiğin bir ölüme bu kadar umursamaz mısın

dans etmeliydin oysa sende

sen köpeğin canını

benim bütün güzel günlerimi aldın.

 

migala - isabelle after (stranger than paradise) dinliyorum tavsiye bile ediyorum

 

 

 

 

 

 

Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

13/11/2006 - parçalı bulutlu

;bugün kapalıyım

.parçalı bulutlu

?ama neden saklıyorum bunu senden sanki

.yağmur gibi yağıp ıslatmak isterdim seni

.kulaklar hiç bir zaman açılmayan şemsiye gibidirler

;sonra soğuk ve iri taneli olacak kadar düşüncesiz

olmalı

,amansız

.tepeden tırnağa ıslatabilmeliyim

,ama sen tanırsın beni de

.bu yüzden rahatsın bu kadar

...çünkü ben istersen havlun olupta seni kurularım

 

 

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

13/11/2006 - yolunuza

,

bir kene

gibi yapışıyorum hayata

!

beklenmedik ve doyumun ihlali

,

artık bir fanus ile çevirmelisiniz

beni

 .

gidişi tek yön olan yaşamın

trafik polisliğini burjuvaziye teslim ettim

.

açıyorum yüzümün kepenklerini

;

küsmek yok bundan böyle

...

her şey insan içindir yalanına

 

 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

10/11/2006 - servis kovalayanlar çetesi

şimdi gökhanlayım, benim ilk okul arkadaşım, biz yerden bulduğumuz bir camla parmağımızı kesmiş ve kankardeşi olmuştuk. ben ilk okulun 3. sınıfı olduğunu söylüyorum. gökhan 2. sınıf olduğundan eminim diyor. aynı kıza aşık oluşumuz da kankardeşliğimizin ilk günlerine denk gelir.

gayet ciddi bir şekilde, "volkan, ben aslıya aşık oldum" demişti. sesi soluğu çıkmayan, hep dersle haşır neşir bir kızdan bahsediyordu. ama daha ötesini hatırlamıyorum, yani aslıyla herhangi bir anım yok daha öncesinden. "dur bir bakayım, uygun mu sana" diye tam olarak çeviremeyeceğim, muhtemelen daha küçük bir çocuğun cümlelerini mırıldandıktan sonra aslının yanına gittim. bir kaç soru sordum, buna konuşmaya çabalamak denirdi olsa olsa...ama o kafasını doğru düzgün kaldırmadan, elindeki kalemi devamlı kağıdın üstünde yürüterek beni savuşturmuştu. bi etkileyicliği vardı bunun. ama çarpılmak değildi benimkisi..küçücük çocuksun ne çarpılması be demeyin...2.sınıftayken, 1.sınıflardan bir kızı hatırlıyorum..her sabah onu gördüğümde kalbim manasızca deli gibi atardı...bu arada bizden sonraki jenerasyon ne kadar uzun ve iriyidi..o da bir başka hayret ve sitemle dolu bir yazının konusu.. 

gökhanın yanına döndüm sonra. "bende aşık oldum" dedim..gökhanın verdiği tepkiyi hatırlamıyorum.ama büyüklerin verdiği tepkiden çok farklıydı haliyle. normal karşıladı..sonra zevklerimiz hep benzerdi zaten..ikimizde beşiktaşlıydık mesela..gene rekabetimiz ve kıskançlıklarımız da çok farklıydı. o senin sevgilin olsa bile ben üzülmem derdi gökhan. bugünden sonra, ilkokul bitene kadar bizden çok çekti aslı.. bunaltıyorduk onu, karıcığım, aşkım diye sesleniyorduk..

hangimizin fikriydi, dahiyane olduğu kesin, onun servisini kovalamaya karar verdik. böylece evini bulabilecek ve ona olan aşkımızın ne kadar büyük olduğunu gösterme fırsatı bulacaktık.ilk okulun son sınıfına denk geliyor bu olay...sonra biz koştur koştur..bursayı bilenler için yazıyorum bu kısmını, setbaşıdan gazcıların öbür ucuna kadar koştuk. bir ara kaybettik, sonra bulduk onu..evine girdi..bizde biraz bekledik, gazoz kapağıyla maç yaptık (onu top olarak kullanmak suretiyle), sonra sıkıldık ve geri döndük evlerimize..ama bizim için mükemmeldi..başarımızdan ötürü zafer sarhoşluğu yaşıyor idik. ha yanımızda bir de ismail diye çocuk vardı, bizim sınıftan. o da bizimle koşmuştu. niye koşuyorsun bizle beraber diye sorduğumuzda "spor yapıyorum" demişti. yıllar sonra açıkladı, o da aslıya aşıkmış meğer. neyse bu olay okulda infiale neden oldu. veli toplantısında adımız 'servis kovalayanlar çetesi olarak anıldı!!!' aslıya duyduğumuz aşk ve onun bize karşı hisstmekten kendini alıkoyamadığı bıkkınlıktan bir başka yaımda yine söz ederim.

bu yazıyı yazdım, çünkü biz gökhanla, 15 sene kadar sonra aynı yollardan geçerek onun evini bulduk.(unutmuşuz tabi, deneme-yanılma yöntemiyle bulduk ki, bu da fazlasıyla heyecan vermişti bize..) aslı bizi öyle görse, yüreğine inerdi muhtemelen: "yine mi siz?" derdi..

açıkcası onu görmek ve konuşmak isterdik o günlerden, muhtemelen çok gülerdik...

dedim ya, gökhan şimdi yanımda, fifa 2007 yi oynuyor. :)) beşiktaşı seçti, orta sahanın ortasına beni, forvete de kendisini koydu.. yani değişen hiç bir şey yok..:))

ben yan tarafta sanal bir dünyada golleri ve asistleri sıralıyorum.

ha yok, hala aslıyı sevmiyoruz.. :)) 

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

9/11/2006 - pansuman adam

tenime sanatını işlemediğin yer yok,

bir dövmeciden daha çok zamanın vardı.

benden 'sen' yaptın.

parmak izimden beni değil seni bulabilirler.

yaralarımdan mürekkebin akıp gidiyor...

yara bantları yetmez;

acı ile ilgili bütün eşikler yükseliyorsa,

her yerime

orkidlerinden bağlamalı...

 

 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

6/11/2006 - boşluklar

 

 kadınlar organ mafyasının başı,

kalbini alıp giderler.

karanlık bir boşluk kalır geriye.

tuhaftır, artık daha ağırsın.

 açıldı mı bir kez olsun

bilirsiniz kapanmaz.

daha da büyür olup olacağı.

o kadar kocaman olur ki boşluk,

kalbinin yerine sana hangi acıyı

bıraksa, sığar.

en iyisi şu yataktan bir daha kalkmamak.

şu pencereden bakmamak.

çalan kapıyı açmamak.

o gelmeden tekrar,

içini kuş tüyüyle doldurmak:

yastığının, kendinin ve uykularının.

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

1/11/2006 - oyun

oyun

niçin basladigini bilmedigim, kurallarini koyamamadigim...

sasirtici olansa oyunu basari ile sürdürenlerin

olan bitenin tam olarak farkinda olmayanlarin olmasi.

cocuklarin koydugu kurallardan belirgin bir bicimde can skc olacak

hayatin gerçekleri adini verdikleri.

ayaklariniz yere basmadigi icin bile suçlanacaksiniz, degil kurallarina karsi gelmek.

ölesiye bagli olmalisiniz kurallarina. savunusu olmali, bekasi için

elinizden geleni ardina koymamali, gönüllü bir düzen sürdürücüsü olmalisiniz.

tabular bu yetiskinler oyununun degismez yasalari.

bozulamaz, çignenemez. karsi gelinemez.

fetislerle örülüdür, delinemez.

her biri namus bekcisidir ama ahlaklisi yoktur.

bile bile sürdürmelisiniz, her seyin oyun oldugunu bile anlaya... 

ya sevin ya terkedin derler...size bu dünyayi dar ederler..

bosuna ugrasmayin, dünya yeterince cekilmez bir yer..

hayat alternatifi olmayan, bildim tek, beceremedigim, berbat bir oyun.

 

not: hayat dolu, mutlu insanlardan özür dilemeli miyim, bilmiyorum. 

 

 

 

 

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

19/10/2006 - bi şeyler...

bir kaç gündür evden dışarı çıkmıyordum doğru düzgün.

müzik dinliyorum. astor piazolla, yann tiersen.

bugün çıktım işte. bursa, arkadaşlar, beşiktaş-maç.

şehrin bacakları arasında dolaştım.

çok hızlı yürüyordu dolandım.

eve geri döneceğim, gece oldu. orman, akvaryum, güneş beklemek.

bir hikayeye başladım.

bir kaç sayfa oldu.

yataktan hiç kalkmak istemeyen birini yazdım şimdiye dek.

bense uyuyunca daha çok yoruluyorum. kabus, sırt ve baş ağrıları, gel güneş.

o kadar yorgun argın kalkıyorum ki,

uyuyunca tersi olması gerekmez miydi?

yuh, isyan,değişen hiç bir şey yok.

küçükken zorla yatırıldığım öğle uykularını özledim.

eskiye sarılıp hiç yatılmıyor. dağınık, hor, beyhude.

 

 

 

Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

17/10/2006 - boykottt...

boykot mu edeceksiniz?

her birimiz, şu kapitalist dünyanın eylemsiz özneleri olarak bunda mı karar kıldık?neden sadece fransa?ya amerika ya da başka sömürgistanlar?

ya hepsi ya da hiç demek ne kadar zor değil mi?

açlık grevine kalkışmak kadar zor geliyor bize...

bu boykotu da beceremeyeceksiniz...

 

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

16/10/2006 - hiç özlenmeyen bir bursada

bursadayım iki gündür...şehirler zehir ya bana..

belki bunlar birbirinin panzehiri olur.

annem kısacık saçlarımı beğenmedi..teyzemler ensemdeki upuzun kuyruğu..

babam yorumsuz.

zamanında uzun saçlarım ve küpelerim için yeterince yorum yapmıştı zaten.

beni özlememişsin diyor annem.

öyle mi acaba, onun yemeklerini özlemek, aynı zamanda annemi özlediğim

anlamına mı geliyor diye bir düşünüyorum.

bir yandan ne kadar da bencilsin volkan diyorum kendime....ancak öyleyse özledim seni anne.

cümlelerimin yüklemini değil özlemini bulmaya çalışıyor

annem.(beni hep olmasını istediği gibi görür)

ve bırakın cümleleri, soransorankajka romanının

en sevgi dolu öznesi o.

belli ki sen cennet görmüş geçirmiş birisin anne.

ama benim gibi bir şeytan tarafından kucaklanmaya ihitiyacın var.

özlemiyorum ki anne..

hiç bir şehri,

hiç kimseyi

özlemiyorum

bu duygu benden koparılmış gibi.

(bu belki benim zaman-mekan kavramlarına bakışımla ilgilidir).

geçmişten başka,

geçmişteki biz dışında,

şimdide olan hiç bir şeyi

özleyemiyorum. 

 

 

Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Kaosevi

tabuların hepsi tabutlarında!

İzler

kül
küllük
e-posta

Sesler

elifindefteri
silentwater
diclece
Miyanyedi Melasora mustafa